Bugünkü Mü, Bugün Ki Mi? İktidar ve Toplumsal Düzen Üzerine Analitik Bir Bakış
Bugün, belki de tarihsel olarak en çok “bugün”ü yaşadığımız bir dönemdeyiz. Anlık değişimlerin, keskin dönüşümlerin, küresel krizlerin ve toplumsal çatışmaların tam ortasında dururken, “bugün”ün anlamı hiç olmadığı kadar önemli. Peki, “bugün” kelimesi ne kadar sabit? Hangi güç ilişkileri, toplumsal düzeni belirleyen normlar ve ideolojik etkiler bizi bu “bugün”e götürüyor? Bunu sorgularken, iktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi kavramlarına odaklanarak, toplumsal yapıyı ve bu yapının sunduğu “meşruiyet”in derinliklerine inmeyi amaçlıyoruz.
Bir toplumun varoluşu ve sürdürülebilirliği, temelde güç ilişkilerinin dinamiklerine dayalıdır. Bu ilişkilerdeki değişim, demokrasinin, yurttaşlık bilincinin, hatta dilin nasıl evrildiğini şekillendirir. Bu yazı, bir yandan siyasetin pratiklerini ele alırken, bir yandan da iktidarın ve toplumun birbirleriyle ilişkisini irdelemeyi hedefliyor.
Meşruiyet ve Güç: Bugünkü “Bugün”ün Şekillenişi
Siyasetin temel sorusu, iktidarın nasıl meşru hale geldiğidir. Her toplumda, devletin otoritesine karşı bir kabul ve onay vardır; buna meşruiyet denir. Ancak meşruiyet, sadece hukuki bir zorunluluk değildir; aynı zamanda ideolojik bir süreçtir. Güç ilişkileri bu süreçleri oluşturur ve biçimlendirir. Bugün, iktidarın meşruiyeti sadece yasal zemine dayalı değil, toplumsal onayla şekillenen bir olgudur. Bu, demokrasinin bel kemiğini oluşturan katılım anlayışı ile doğrudan ilişkilidir.
Meşruiyet, sadece iktidarın ya da bir hükümetin hakkını verdiği bir yasal süreç değil, aynı zamanda toplumun bu otoriteyi kabul etmesinin bir göstergesidir. 21. yüzyılda, demokratik bir devletin meşruiyeti yalnızca seçimlerle sağlanmaz. İktidar, toplumun çeşitli kesimlerinin aktif katılımı ve ideolojik bağlamda bu katılımın değer bulmasıyla pekişir. Toplumun farklı kesimleri, kendi hak ve özgürlüklerinin teminatı olarak gördükleri değerleri iktidara karşı savunurlar. Peki, bu katılım sadece formal süreçlerle mi sınırlı kalır, yoksa demokratik değerlerin içselleştirilmesiyle mi mümkün olur?
Demokrasi ve Katılım: Bugünün Demokrasi Anlayışı
Demokrasi, her ne kadar temsil yoluyla işlemesi gereken bir sistem olarak kabul edilse de, katılımın en yoğun olduğu yer, yurttaşlık alanıdır. Bir vatandaşın, siyasi hayatta aktif bir rol alması, yalnızca seçim sandığındaki tercihlerle sınırlı değildir. Katılım, toplumsal yapıyı etkileyen, hukuki ve politik kararların alındığı her alanda yer almayı ifade eder.
Siyasi katılım, bireylerin yalnızca oy verme hakkıyla değil, aynı zamanda siyasi partilerde yer alma, protestolara katılma, sosyal medya üzerinden kamusal tartışmalara dahil olma ve daha fazlasıyla sağlanabilir. Ancak burada kritik olan, bu katılımın ne kadar demokratik olduğudur. Seçimle iş başına gelen bir yönetim, katılımın yalnızca oy verme ile sağlandığı bir sistemde, halka gerçek bir demokratik alan sunmuş olur mu? Toplumsal yapının içinde oluşan farklı güç merkezleri, katılım hakkını kimlerin, hangi biçimlerde ve ne kadar etkin kullandığına göre şekillenir.
İktidarın Formları: Otoriterlikten Demokrasiye
İktidarın meşruiyeti ve katılım, sadece demokrasiye özgü bir mesele değildir. Otoriter rejimlerde de benzer şekilde, bir iktidarın sürdürülebilmesi için toplumsal onay gereklidir. Ancak burada mesele, çoğunlukla katılımın sınırlanmış olmasıdır. 20. yüzyılda ve günümüzde birçok ülkede, otoriter rejimler, toplumsal katılımı düzenlemek ve bu katılımı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek için çeşitli stratejiler kullanırlar. Bu, halkın ya da yurttaşların tam anlamıyla eşit ve özgür bir şekilde siyasi süreçlere katılımını engeller.
Bugün, pek çok otoriter rejim, demokratik katılımı sınırlayarak halkın iznini kazanmaya çalışırken, aynı zamanda uluslararası baskılara karşı da meşruiyet kazanma çabası içindedir. Otoriter yönetimlerin, ideolojik yapıları ve propaganda araçları, toplumun gündelik hayatını belirleyen, toplumsal anlayışı yönlendiren birer araç haline gelir. Bu noktada, ideolojilerin gücü de devreye girer. Rejimin en güçlü dayanağı, sadece baskı ve korku değil, aynı zamanda toplumsal algıyı şekillendiren ideolojik temellere dayanır.
İdeolojilerin Rolü ve Karşılaştırmalı Örnekler
Farklı rejimlerin toplumu şekillendirme biçimleri, ideolojilerin gücünü gözler önüne serer. Örneğin, 20. yüzyılın başlarındaki Sovyet Rusya ile bugünün Çin’i arasında ideolojik süreklilikler ve farklılıklar bulunsa da, her iki rejim de toplumu tek tip bir kimlik etrafında birleştirmeyi ve bu kimlik aracılığıyla meşruiyet sağlamayı başarmıştır. Sovyetler Birliği’nde sınıf mücadelesi, emperyalizme karşı direniş ve işçi hakları üzerine kurulan bir ideolojik yapı, halkın katılımını belirli bir çerçevede şekillendirdi. Ancak bu katılım, halkın özgür iradesiyle değil, parti politikalarıyla biçimlendirilen bir katılım biçimiydi.
Bugün ise Çin, ekonomik büyüme ve ulusal çıkarları vurgulayan bir ideolojik yapıya dayanır. Toplumsal katılım, devletin kontrolünde şekillenir. Her iki örnekte de, devletin meşruiyeti halkın özgür iradesine dayanmak yerine, ideolojik araçlarla inşa edilir.
Bugün Ki, Bugün Mü?
Toplumsal yapının, ideolojilerin ve iktidarın belirlediği “bugün”ün anlamı, sadece dilde değil, siyasette de derin bir tartışma yaratır. “Bugün”ün anlamı, sadece geçmişin ve geleceğin karşısında bir anlık zaman dilimi değil, aynı zamanda iktidar ilişkilerinin, toplumsal onayın ve meşruiyetin şekillendiği bir kavramdır. Peki, bugün gerçekten bugün müdür? Hangi güç yapıları, hangi ideolojiler ve hangi katılım biçimleri bu “bugün”ü şekillendiriyor?
Sizce, toplumsal yapının sürekli değişen dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda, iktidar ve meşruiyet, yalnızca seçimlere mi dayanır? Toplumsal katılım ne kadar etkili olabilir, ya da devlet bu katılımı sınırlayarak toplumsal düzeni ne kadar şekillendirir? Demokrasi ve otoriterlik arasındaki bu ince çizgide, sizin perspektifinizden güç ilişkileri nasıl bir rol oynar?
Bu sorular, yalnızca teorik bir tartışma değildir. Her birimizin katılımı, bireysel seçimleri ve toplumsal bilinçliliği, bizleri daha geniş bir siyasi yapının parçası yapar. Bu yapıyı anlama çabası, geleceği şekillendirmek için bir araç olabilir mi?