Biscaye ve Benim Küçük Kaçışım
Bugün yine pencerenin kenarına oturdum, elime eski bir defter aldım. Kayseri’nin gri gökyüzü, kasvetli ama bir o kadar da huzurlu. Dışarıda rüzgâr hafif hafif esiyor, yapraklar savruluyor. İçimde bir karışıklık var; Biscaye kelimesini duyduğumda hissettiğim merak ve heyecanı tarif etmem neredeyse imkânsız. Biscaye… Daha önce hiç duymadığım bir şeydi ama kulağa öylesine büyülü geliyor ki.
İlk Karşılaşmam
Birkaç gün önce kafede otururken eski bir arkadaşımın not defterinden düşürdüğü bir sayfada rastladım bu kelimeye. “Biscaye” diye yazıyordu, büyük harflerle, altını çizmiş. Önce ne anlama geldiğini anlamadım. “Biscaye ne demek?” diye sorduğumda, arkadaşım gülümsedi, “Bazen kelimeler sadece ruh halini anlatır,” dedi ve konuyu kapattı. Ama ben anlamak istiyordum, merakımı bastıramadım.
O gün eve dönerken bütün yol boyunca Biscaye’yi düşündüm. Rüzgârın yüzüme çarpması, kasabayı sarmalayan hafif yağmur ve gözlerimin önünden geçen eski sokak lambaları… Sanki her şey bu kelimenin etrafında bir anlam kazanıyordu. Belki de Biscaye, yalnızlıkla umut arasında bir köprüydü.
Kayseri Sokaklarında Bir Yürüyüş
Ertesi gün, içimdeki sıkışmış duyguyu atmak için dışarı çıktım. Sokaklar her zamanki gibi kalabalık, ama benim için çok sessizdi. İnsanlar kendi telaşlarıyla uğraşırken, ben Biscaye’nin peşindeydim. Kahvemi alıp sahildeki eski banklardan birine oturdum. Orada otururken eski defterimi açtım ve yazmaya başladım.
“Biscaye… Belki de kaybolmuş bir anı, bir his, bir kelimeyle anlatılmak istenen her şey.” diye yazdım. Elleri titreyerek yazdım, çünkü bu kelime bana hem huzur veriyor hem de kalbimi sıkıştırıyordu. Bir yandan da garip bir heyecan vardı: Biscaye’yi anlamaya çalışmak, kendimi anlamaya çalışmak gibiydi.
Bir Anlık Sürpriz
O sırada yanıma küçük bir kız oturdu. Elinde bir balon, yüzünde masum bir gülümseme vardı. Bana baktı ve “Ne yazıyorsun?” diye sordu. Ben cevap vermek yerine gülümsedim ve defteri kapattım. Ama gözlerimin içindeki heyecanı fark etmiş olmalı ki, “Biscaye mi?” dedi. Kalbim birden hızla çarptı. “Evet, Biscaye,” dedim fısıldar gibi.
Küçük kız başını eğip, “Biscaye mutluluk mu?” dedi. Gülümsedim. “Belki de… ya da biraz hüzün.” dediğimde, o da kafasını salladı ve balonunu gökyüzüne bıraktı. Balon yavaşça yükselirken, içimde tuhaf bir boşluk ve bir umut hissettim. Biscaye, işte o an bana hem kayıp hem de umut hislerini aynı anda vermişti.
Gece ve Düşünceler
Evime dönerken aklım hâlâ oradaydı. Biscaye, kelimenin içinde gizlenen bir sır gibi… Sanki herkesin kendi Biscaye’si var, ama bunu bulmak için biraz cesur olmak gerekiyor. Günlüklerime yazdım: “Biscaye bana, kendi duygularımı saklamadan hissetmenin güzelliğini hatırlattı.”
O gece yatağa uzandım ve gözlerimi kapattım. Biscaye’nin ne demek olduğunu hâlâ tam bilmiyorum. Ama artık biliyorum ki, bazı kelimeler tam anlamıyla açıklanamaz; onlar hissedilir. Kalbimdeki kırık parçaları ve küçük umut ışıklarını bir araya getiren bir kelime. Kayseri’nin sessiz sokaklarında, yağmurun kokusunda ve rüzgârın tenimde bıraktığı hafif serinlikte var olan bir his…
Son Bir Düş
Uyumadan önce bir kez daha defterimi açtım. Biscaye’yi yazdım ve altına şu cümleyi ekledim: “Her insanın içinde kendi Biscaye’si vardır, bazen bir bakışta, bazen bir anıta rastlarsın.” Defteri kapattım, derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım. İçimde hafif bir ağırlık vardı ama aynı zamanda bir tatmin. Biscaye, bana hem kendimi hem de dünyayı biraz daha anlamayı öğretmişti.
O geceden sonra, Biscaye’nin peşini bırakmadım. Her gün yürürken, bir kahve içerken, rüzgâr yüzüme çarptığında o kelimeyi tekrar hissediyorum. Belki bir gün tam olarak ne demek olduğunu öğrenirim. Ama belki de önemli olan öğrenmek değil; hissetmek.
Biscaye… Kayseri’nin gri gökyüzünde, kendi kalbimin derinliklerinde, bana özel bir sır olarak duruyor.
Eru okurlarıyla “Biscaye ne demek” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!